TR Doktor

Romatoloji Devrimi

Sesli Oku

Romatolojik hastalıklar deyince aklımıza ilk gelen, yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan diz ağrılarıdır. Oysa romatolojik hastalıklar sıklıkla süreklilik gösteren, tedavi edilmediği zaman ciddi sakatlıklara yol açabilen, bazen ölümcül sonuçları olan veya hızla hayatı etkileyen hastalıklardır. Giderek toplumda bilinirliği artan bu hastalıklar, her yaşta ortaya çıkabilirler ve özellikle genç yaşlarda başladıklarında daha da fazla hasar bırakmaktadırlar. En bilinenlerini ankilozan spondilit, romatoid artrit, sistemik lupus, Behçet hastalığı, ailesel Akdeniz ateşi (FMF), vaskülitler, sedef romatizması (psöriatik artrit), gut olarak bir çırpıda saydığımız bu hastalıkların sayısı 200’ü geçmektedir.

Bu denli yaygın etkisi ve hasar bırakma potansiyeli bulunan bu hastalıklarda, geçmişteki en önemli sorunumuz, etkin tedavi konusunda yetersiz kalmamızdı. Oysa bugün geldiğimiz noktada, ortaya çıkan yeniliklerle beraber, romatolojik hastalıkları hızlı ve etkin bir şekilde tedavi edebilmekteyiz ve kişilerin hastalıktan zararsız olarak kurtulmalarını sağlayabilmekteyiz. 

Son 15 yılda romatolojide yaşanan tedavi devrimi, aslında tüm tıp bilimi için bir çığır açmıştır. Teknolojik özellikleri yüksek olan, hastalığa veya hedefe özel ilaçların romatolojide yoğun olarak kullanıldığı bir dönem yaşamaktayız ve bu sayede tüm hastalıklarda tedavilere bakışımız değişmiştir. Biyolojik ilaçlar olarak isimlendirilen antikorların romatoid artritte kullanılması ile başlayan bu süreçte, TNF alfa isimli, hastalık süreçlerinde artarak hastalığın ilerlemesine yol açan maddeye karşı geliştirilen ilaçlar sürecin öncüsü olmuştur.

Ardından farklı vücut proteinlerine karşı antikorlar geliştirilmeye devam edilmiştir. Her hastalığın kendisine ait farklı bir gelişim yolu izlediğini biliyoruz ve hastalıkların kendilerine ait bu süreci özellikle belli maddeler/genler üzerinden tamamladığına artık inanıyoruz. Dolayısıyla tedavide, artmış olan bu molekülleri ortadan kaldırmaya çalışmak, şu an için akılcı bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ilaçların yeni olmasıyla beraber, yan etkileri konusunda da çeşitli korkularımız bulunmaktaydı ve bizler bu 15 yıllık deneyimin ardında, bu konuda da ciddi mesafe kat ettik. 

Bugün için geldiğimiz noktada, sadece modern ilaçlar kullanmak yoluyla değil, tüm tedaviye bakışımız değişmiştir. Bir insan hasta olduğunda, özellikle romatoid artrit, ankilozan spondilit, lupus gibi kronik hastalıklarda aslında tedavi hedefimizi gözden geçirmemiz gerektiğini anladık. Hastalığı susturmaktan ziyade, tamamen durdurmak ve kişiyi normal hayatına kavuşturmanın daha doğru bir hedef olduğunu da anladık. Tedavilerin toptan ve standart değil, kişiye göre planlanmış tedaviler olması gerektiğini fark ettik. 

Romatoid artrit özelinden konuşmak gerekirse, iyi bir tedavinin temel şartları nasıl olmadır sorusuna cevap arayalım:

1. Teşhis aşamasından itibaren hasta, tedavi konusunda motive edilmedir.

2. Hastalar mutlaka hastalıkları hakkında doğru bilgi sahibi olmalıdır. Asrımız bilgi çağı olarak adlandırılsa da, aslında yanlış bilgiler her zaman daha fazla alıcı bulmaktadır. İnternetten hastalığını öğrenmek isteyen kişi, o hastalık hakkında en ağır görüntü ve en korkutucu yanlış bilgilere daha hızlı ulaşmaktadır. Hastalık blogları da, genellikle bireysel tecrübeleri öne alan yazışmalar olup, genellikle kötü tecrübelerin ve algıların paylaşımını yapmaktadırlar. 

3. Hiçbir tedavi, sadece ilaç yazma esasına dayalı değildir. Hasta da, bu tedavi süreci içerisinde kendi görevlerini öğrenmeli ve bunlara göre hayatını yeniden düzenlemelidir. Hastalığın kendisine ait ve özel bir konu olduğunu anlamalı, hastalığını sohbet konusu yapmamalıdır.

4. Tedavi sürecinde en yüksek hedef benimsenmelidir. Yani, doktor tedaviyi planlarken, her hastanın yerine kendisini veya en sevdiklerini koyarak, nasıl kendisi için sağlıklı olmayı hedeflerse, hastası için de aynı hassasiyeti göstermelidir.

5. Tedavi hızlı ve etkin olmalıdır. Hızla kişinin rahatlaması sağlanarak bunu sürekli hale getirecek ve en az yan etkisi olan ilaçlar tercih edilmelidir. 

6. Tedavi dinamik olmalıdır. Gerektiğinde hızla ilaçlarda değişiklik yapılabilmelidir. Ancak bu noktada önemli bir ayrıntı vardır ki, o da, tedavisi ile sorunu olmayan ve iyi giden hastalarda gereksiz ilaç değişikliklerinin yapılmamasıdır. 

7. Romatoid artritin sadece bir eklem hastalığı olmadığı bilinmeli, tüm iç organ ve sistemlerin düzenli ve doğru kontrolleri yapılmalıdır. 

8. Tüm bu tedavi süreci sırasında, hasta kendisini bu işin bir ortağı olarak görmelidir. Sürekli doktor-hastane ekseninde hayatını kapsayacak ve kişiyi tedaviden uzaklaştıracak kadar sık zamanı alınmamalıdır. 

9. Doğru hayat şartları ve önleyici davranışlar öğretilmelidir. Sigara, aşırı ve hatta normal tuz tüketimi bile terk edilmelidir. Düzenli uyku, gereksiz takıntıların ve özellikle kadınlarda sık karşılaştığımız aşırı temizlik çabasının önüne geçilmelidir. 

10. Kronik hastalıklarda süreklilik ve tedavide devamlılık esastır. Düzenli ve yormayacak periyotlarla hekim kontrolünde kalınmalı, ancak “ilaçlarımı kendim ayarlayabilirim” felsefesinden kaçınılmalıdır.

Bugün geldiğimiz noktada, tedaviler ne kadar modernleşse de, insan faktörü her zaman kendini korumaktadır. Tedaviler konusunda elde ettiğimiz gelişme ve başarılar, ancak deneyimli ekipler ve güven duyan hastalarla sürdürülebilir. Romatolojide sağlanan teknolojik tedavi devriminin ortaya çıkardığı bir gerçek de, her hastanın özel olduğu ve tedavi planlamasını yaparken dikkat edeceğimiz detayların çok fazla olduğudur.

Diğer İlgili Makaleler